Michelin’inEndonezya merkezli lastik üreticisi PT Multistrada Arah Sarana TBK’nin yüzde 80’ini satın almak için el sıkışması, Türkiye’nin gelişmekte olan ülkelere arasındaki yatırım çekme yarışında nasıl konumlanacağı sorusunu gündeme getiriyor. Michelin’in, 11 milyon binek araç lastiği, 9 milyon iki çeker lastik ve 250 bin kamyon lastiği üretim kapasitesi bulunan Multistrada’nın hisselerinin yüzde 80’i için 439 milyon dolar ödeyeceği açıklandı. Michelin anlaşma sayesinde, yüksek kalitede ve kullanıma hazır üretim tesislerine, bölge için oldukça rekabetçi bir fabrkaya sahip olacak. Michelin ayrıca bu anlaşmayla, Indomobil ve PT Penta Artha Impressi (Penta) perakende şirketinin de yüze 20’lik hissesine sahip olacak. Multistrada için yeni bir büyüme dalgasını tetikleyecek anlaşma Michelin için de çok anlamlı bir adıma işaret ediyor. Michelin Grubu CEO’su Jean-Dominique Senard anlaşmanın önemini, “Multistrada şirketinin satın alınması, Michelin’in, Güneydoğu Asya’nın en kalabalık ülkesi olan Endonezya’daki faaliyetlerini artırması ve yeni bir üretim tesisi kurmasına gerek kalmadan rekabetçi ve iyi kalitede bir üretim kapasitesine ulaşması açısından mükemmel bir fırsat niteliğinde” sözleriyle ortaya koyuyor.
Bu anlaşma ile ilgili büyük resme bakınca, satılanın sadece kalite standartlarını karşılayan bir üretim kapasitesi olmadığı anlaşılıyor. Endonezya ülke olarak 2000 ile 2018 yılları arasında gayrisafi yurtiçi hasılasını yıllık ortalama yüzde 5,28 artırmayı başarmış bir ülke. 260 milyonluk nüfusu ile hiç de küçük sayılamayacak olan Endonezya’nın kişi başına hasılası 2018’de 3 bin 788 dolara gerilese de Statista bu rakamın 2022’ye kadar istikrarlı bir biçimde büyüyerek yaklaşık 4 bin 835 dolara ulaşmasını bekliyor. Bu, 2017’de 1,017 trilyon dolar büyüklüğünde bir ekonomiye sahip olan ülkenin nüfus artışı etkisi eklenmeden 1,26 trilyon dolarlık bir ekonomiye dönüşmesi anlamına geliyor.
Ülkenin büyümesi ile istikrarı arasındaki denge, sıklıkla tartışma gündemine gelirken istikrar tartışması yüzde 5’lik büyüme hızından ziyade istihadm yaratma ve ekonomik modernleşme konularına odaklanıyor. Dolara çevrildiğinde dünyanın 16’ıncı büyük ekonomisi olmasına karşın satın alma paritesi etkisi devreye alındığında dünyanın yedinci büyük ekonomisi olan Endonezya’nın istikrarlı büyüme hızı ile 2030’da beşinci büyük ekonomi haline gelmesi ve hemen ardından da dördüncü sıraya yerleşmesi bekleniyor.
Endonezya hükümeti, büyümenin getirdiği ihtiyaçları çözüme konusunda esnek çözümler geliştirmekte yetenekli olduğunu gösteriyor. Ülkenin artan enerji ihtiyacını karşılamak için Karadeniz Holding’in yüzen elektrik santralleri gibi mobil bir enerji çözümünü uygulamaya alması, sorunlarına çözüm bulmadaki esneklik gücünü ortaya koyuyor ki, bu devletler açısından önemli bir değer.
Ancak bizi ilgilendiren asıl mesele, gelişmekte olan ülkeler arasındaki rekabette Türkiye’nin bu örnekle kıyaslamalı olarak nerede bulunduğunu tespit etmek.
Yabancı ortaklıklarla ya da satışlarla yeni bir büyüme dalgası yakalayabilecek kaç şirketimiz var?
Bunlar Türkiye’nin büyüme hızını yukarı çekme ve dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasına girme hedeflerine ne kadar hizmet edebilirler?
Bugünlerde (1 Şubat 2019) doların aşağı borsanın yukarı gitme trendinin ardından Türkiye yeni bir sıcak para giriş/çıkışı sürecine girer de yeni bir hastalıklı dönem yaşar mı?
Bunların yanıtını vermekte ya da itiraf etmekte istekli değilim ama bir noktaya dikkat çekmek istiyorum. Bileşik kaplar ilkesine göre hareket eden global piyasalarda kendi güvenli bölgemizi yaratmak için yapmamız gereken, değer yaratan ve değer kazanan global şirketler yaratmakken biz –vizyonsuzluğumuz nedeniyle- enayice işlerle uğraşmaktan öteye gidemiyoruz ve bunun bedeli çok yüksek olacak.